Etiket konusu: "Kuran"
» Anasayfa » 81. Sayı » Osmanlı’nın Yönetim Mekanizması: Divân-ı Hümâyun
81. Sayı

Osmanlı’nın Yönetim Mekanizması: Divân-ı Hümâyun

Divân,  Orhan Bey döneminden itibaren Fatih dönemine kadar her gün toplanmıştır. Divân toplantıları 16. yüzyıldan itibaren haftada dört güne, 17. yüzyıl ortalarında haftada iki güne, 18. yüzyılda III. Ahmed döneminde haftada bir güne indirilmiştir. Bir dönem divan toplantıları kaldırılmış fakat ihtiyaç hissedildiği için tekrardan haftada bir gün olarak devam etmiştir. Sabah namazından sonra başlayan toplantı öğleye kadar devam ederdi. Divân-ı Hümâyun padişah nerede ise orada toplanırdı.  Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar padişahların başkanlık ettiği toplantılara, Fatih’in devlet protokolünde yaptığı bir takım değişiklikler neticesinde sad­râzamlar başkanlık etmişlerdir. (1) Fakat pa­dişahlar divânhâneye açılan kafesli bir bölümden divân toplantılarını takip etmişler, toplantıya katılan devlet adamlarına da padişahın huzurunda oldukları hissi verilerek toplantılara ciddiyet verilmiştir.

Divân-ı Hümâyun toplantılarının bir takım protokol kuralları vardı. Toplantılarda proto­kol kurallarına âzami derecede dikkat edilir­di. Her bir devlet görevlisinin protokoldeki yerine göre önceden belirlenen yerini alması ile toplantı başlardı. Protokol ve toplantının icrâ ediliş tarzı, yabancı devletlerin elçilerine Osmanlı Devleti’nin haşmetini göstermek açısından önemli bir uygulama olmuştur.

1430’lu yıllarda II. Murad döneminde Os­manlı sarayını ziyaret eden Bertrandon de la Brocquiere katıldığı bir Divân-ı Hümâyun toplantısı ile dönemin divân toplantılarını şu şekilde tasvir ediyor:  “Birinci kapıdan geçtik. Kapı içeri doğru açılıyordu ve hepsi elinde değnek, otuz kadar kul (kapı muhafızı) tarafından korunuyordu. Biri izinsiz gir­meye kalkarsa önce uzaklaşması için uya­rırlar; direnirse ellerindeki değneklerle onu uzaklaştırırlar… Milano elçisi gelince kapının yanında oturtuldu. Ne zaman bir elçi gelse (hemen her gün bir elçi gelir), sultan kapıda divan kurar, bizim (Fransada “kralın huzuruna kabul edilmek” anlamında) “co­ur du roi” dediğimiz şeye Türkler “Padişah Kapısı” derler. Sultan içeri girdi ve yandaki bir divânhâneye gitti. Oturması için hazırlanmış kadife döşeli beş basamakla çıkılan bir sedirde, âdetleri üzere, terzilerin çalışırken oturdukları biçimde, oturdu. Sonra divânhânenin yanında başka bir yerde beklemekte olan paşalar gelip sultanın önünden geçtiler. Divânhâneye girdiler ve divâna katılması âdet olan herkes yerini aldı. Divânhânenin duvarı boyunca sultandan olabildiğince uzakta idiler.” (2) 

Divân-ı Hümâyun Üyeleri

Divân-ı Hümâyun’un asli üyeleri “Erkân-ı Erbâa” adıyla anılan: başta sadrâzam ve vezirler, kadıaskerler, defterdârlar ile nişancıdan oluşan dört mevkîde devlet adamlarıdır.  Divânın bu üyeleri toplantıda fikir beyan etme ve vazifeleri çerçevesinde karar verme yetkisine sahiptiler. Yeniçeri ağaları ve kaptanıderyalar belirli şartlara hâiz iseler aslî üyeler arasında sayılıp toplantılara katılabilirlerdi. Beylerbeyleri de aslî üyeler arasında idiler. Divân-ı Hümâyun’un aslî üyesi olmayıp divânda bir takım hizmetleri gören, divân bürokrasisini yürüten bir grup kâtipte toplantılara katılmışlardır. Fikirleri ile değil, hizmetleri ile Divân-ı Hümâyun’a katılan bu gruptaki görevliler ise: tezkireciler, çavuşbaşı, kapıcılar kethüdâsı, teşrîfâtçı, asesbaşı, subaşı, muhzırbaşı, Divân-ı Hümâ­yun tercümanı, divân imamı, duâcı, tenbihci, divân şeyhidir. (3) Divân-ı Hümâyun Osmanlı Devleti’nin yönetim kadrosunu içine alan ve Osmanlı bürokrasisinin işleyişini en tefer­ruatlı görebileceğimiz bir yapıya sahipti. Bu bağlam­da Divânı Hümâyun’a katılan Osmanlı devlet adamlarını, vazifelerini ve yetkilerini inceleyebiliriz:

Padişah: Osmanlı padişahı bütün ülkenin hakimi ve idarecisidir. Padişahın geniş yetkileri vardır. Yeni bir Osmanlı padişahı, tahta geçtiğini, topraklarındaki vâli ve kadılara gönderdiği bir fermanla, genellikle şöyle bir ifâde ile bildirirdi: “Allah’ın yardımı ile saltanat benim oldu. Bugün, vezirler, ulemâ ve büyük, küçük, her makamdan kişilerin tam icmâ’ı ile bana atalarımdan kalan sultanlık (4) tahtına oturdum. Adıma hutbe okunmuş ve sikke kesilmiştir. Bu fermanı alır almaz bü­tün kent ve kasabalarda halka cülûsum bildirilsin. Adım hutbelerde okunsun, kalelerden selam topları atılsın, kent ve kasabalar bayram şenlikleri ile aydınlatılsın.” (5) Aslında padişahın bu ifâdeleri diğer devlet adamları üzerindeki otoritesini de açıkça beyan etmektedir. Devletin tüm kurumları ve Divân-ı Hümâyun üyeleri başta olmak üzere tüm devlet adamları padişaha karşı sorumlu ve bağlıdır.  Padişahlar katıldıkları Divân-ı Hümâyun toplantılarına başkanlık ederlerdi.

Sadrâzam: “Veziriâzam” deyimiyle de adlan­dırılmıştır. (6) Osmanlı devlet adamları arasında padişahtan sonra en yetkili dev­let adamıdır. Fatih tarafından çıkarılan Kanunnâme-i Âl-i Osman’da, “…vüzerâ ve ümerânın vezîr-i âzam başıdır, cümlenin ulusudur, cümle umûrun vekîl-i mutlakıdır ve malının vekîli defterdârıdır ol vezîr-i âzam nâzırıdır ve oturmada ve durmada ve mertebede vezîr-i âzam cümleden mukaddemdir” ifâdeleri ile tavsif edilmiştir. (7) Sadrâzamlara padişahın ismini taşıyan bir mühür  (Mühr-i Hümâyun) verilirdi. Sadrâzam bu mührü yanında taşır ve azledilirse bu mühür alınır, yeni sadrâzama teslim edilirdi. İlk dönemlerde vezir bir tane idi. I. Murad döneminden itibaren vezir sayısı artırılmış ve birinci vezire veziriâzam ünvânı verilmiştir. Padişahın katıldığı Divân-ı Hümâyun top­lantılarında konuşma ve reyini sunma yetkisi vardır. Sorumlu kişidir. Padişahın katılmadığı Divân-ı Hümâyun toplantılarında ise sadrâzam başkanlık görevini yapmıştır. Diğer vezirler de Divân-ı Hümâyun’nun asli üyelerinden olup toplantılara katılmışlardır.

Kadıaskerler: Osmanlı Devleti’nin askeri sınıfına ait hukuki işlemlerini yürüten yetkili devlet adamıdır.  İlk olarak Orhan Bey tarfından kadıasker tâyin edildiği bilinmektedir. 1480 tarihinden sonra sayısı Anadolu kadıaskeri ve Rumeli kadıaskeri olarak ikiye çıkarılmıştır. Kadıaskerler protokolde vezirlerin hemen arkasında yer almaktaydı. Kadıaskerler Divân-ı Hümâyun toplantılarında görülen davalara bakarlar,  tâyin edilecek kadı ve müderrislerle ilgili bilgileri padişaha arz ederlerdi.

Defterdâr: Osmanlı padişahının malının vekili ve onun temsilcisi durumundadır. Defterhâne ve hazinenin açılması vazifeleri vardır. Divân-ı Hümâyun’un asli üyelerinden olan defterdâr bir grup kâtiple beraber toplantıya katılırdı.  Salı günkü divân toplantısının sonunda kendi dâiresi ile ilgili bilgileri arz ederdi. İlerleyen dönemlerde defterdâr sayısı artmış ve başdefterdârlığa Anadolu defterdârı geçmiştir. Divânı Hümâyun’daki yeri kadıaskerlerin alt tarafı olarak belirlenmiştir.

Nişancı: Padişah adına yazılacak fermanlara, beratlara, nâmelere hükümdarın imzası ma­nasında olan hükümdarın tuğrasını çekerdi. Diğer bir vazifesi, devlet arâzi kayıtlarının tutulduğu Tahrir Defterleri’ndeki düzenleme ve değişiklikleri yapardı. Divân-ı Hümâyun huzurunda yapılan bu düzenleme ve deği­şiklikler nişancıya mahsus bir görevdir. Padi­şah mektupları yazımı işi 16. yüzyıldan iti­baren reisülküttaplara verilince nişancılar sa­dece tuğra çekmek vazifesini yapmışlardır.

Beylerbeyi: Osmanlı taşra teşkilatının en büyük idâri birimi olan eyâletin askerî ve idarî amirlerine beylerbeyi denilmiştir. Aynı zanda vali ünvânıda kullanılmıştır. Beylerbeyleri sadrâazam ve vezirlik makamlarına da yük­selebilirlerdi.  Osmanlı toprakları geniş­le­dikçe beylerbeyi sayısı artmıştır. Eğer İstanbul’da bulunuyorlarsa beylerbeylerinden herhangi birisi Divân-ı Hümâyun toplantılarına katı­labilirlerdi.

Kaptan-ı Derya: Osmanlı devletinin donanma kuvvetlerinden sorumlu devlet adamıdır. 16. yüzyıla kadar beylerbeyi rütbesinde da­ha sonra ise vezir rütbesindedir. Osmanlı devletinin deniz eyâletleri olan Cezâyir, Tunus, Trablusgarb, Akdeniz adalarını doğrudan yada atanılan paşalar aracılığı ile idâre ederlerdi. Üzerinde vezirlik payesi bulunan kaptanıderyalar eğer İstanbul’da iseler Divân-ı Hümâyun toplantılarına katılırlardı.

Yeniçeri Ağası: Yeniçeri ocağının en rütbeli komutanıdır. Yeniçeri ocağı ile birlikte Ace­mi ocağından da sorumludur. Başkentin korun­ması ile sarayın askerî güvenliği Yeniçeri ağası sorumluluğu altındadır. Fatih dönemine ka­dar yeniçeri ocağından seçilen yeniçeri ağa­ları Fatih’ten sonra sekbanbaşılardan tayin edilmiştir. Vezirlik rütbesi olan yeniçeri ağası Divan-ı Hümayun toplantısına katılırdı.

Divân-ı Hümâyun’da Görülen İşler

Divân-ı Hümâyun’da devletin dahili ve harici meseleleri istişâre edilir, birinci ve ikinci derecedeki siyâsî, idârî, askerî, örfî, şer’î, adlî ve mâlî işler görüşülüp karara bağlanırdı. Divân-ı Hümâyun toplantılarında idarî örfî işlerden sadrâzam, şer’î ve hukukî işlerden kadıasker, arâzi işlerinden nişancı, malî işlerden defterdâr, sorumludur. Divân-ı Hümâyun’da görülen işler reisülküttap ve beylikçinin nezaretinde farklı kalemler tarafından defterlere kaydedilirdi.  Divan kalemleri tarafından mühimme, ahkâm, tahvil, ruûs, nâme, ahidnâme adında defterlere kaydedilip sadrâzamdaki padişahın mührü ile mühürlenip defterhâneye kaldırılırdı.

Yıldırım Bayezid’in Mısırlı tabîbi Şemseddin Divân-ı Hümâyun hakkında en önemli işlevinin adâleti icrâ etmek olduğunu şöyle ifâde ediyor: “Osmanlı hükümdarı, sabahları erkenden geniş ve yüksek bir sedirde oturur. Halk sultanı görebilecekleri bir yerde biraz uzakta durur ve haksızlığa uğramış herkes gelip şikayetini bildirir. Dâvâ hemen karara bağlanır. Ülkede güvenlik öyledir ki, hiçbir yerde kimse sahibinin bırakıp gittiği yüklü bir deveye el süremez.”

Divân-ı Hümâyun’a hangi din ve milletten olursa olsun halkın her kesiminden kadın erkek herkes başvurabilirdi.  Divân-ı Hümâ­yun yüksek mahkeme olarak çalışmıştır. Osmanlı topraklarının herhangi bir yerinde haksızlığa uğrayan, zulüm gören, kadılar tarafından haklarında yanlış hüküm verilen, valilerden, askeri sınıftan ve idarecilerden şikayeti olan herkese divânın kapısı açıktı. Osmanlı Devleti’ni ayakta tutan en önemli unsur adaleti sağlamak olduğundan devletin en yetkili kurumu da bir mahkeme olarak çalışmıştır.

Kaynaklar:

(1)  Yusuf Halaçoğlu, “Osmanlı Devlet Teşkilatı”, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, İstanbul 1993, C.12, s.316,317
(2)   Halil İnalcık, “Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600)”, İstanbul 2010, s.95
(3)  Erhan Afyoncu, “Sorularla Osmanlın İmparatorluğu VI”, İstanbul 2008,  s.220
(4)  Osmanlı hükümdarları için II. Murad’tan itibaren “Padişah” ünvânı kullanılmıştır. Daha önceki Osmanlı hükümdarları için  “Sultan” ünvânı kullanılmıştır.
(5)  Halil İnalcık, “Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600)”, İstanbul 2010, s.68
(6)  Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren “Veziriâzam” deyimi yerine “Sadrâzam”, “Sadr-ı Âli” ve “Sadâret-Penah” deyimleri almıştır. 19. yüzyılda bir ara “Başvekil” adı da kullanılmıştır.
(7)  Ahmet Emin Yaman , “Sadr-ı Âzamlık”, Türkler, Anakra 2002, C.13, s.1041

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>